Denizcilik Kültürü; Bir toplumun doğayı keşfetme merakı, ilgisi, sevgisi ve bilinci sayesinde denizi ve denizciliği adeta bir yaşam tarzı olarak kabullenmesi ve tarihsel süreç içinde nesiller boyunca yaşatarak kalıtımsal hale getirmesi neticesinde bu sınırsız kaynaktan sürekli olarak yararlanmayı sağlayan maddi ve manevi birikimin toplamıdır. 

Türk Dil Kurumu sözlüğüne göre, “ekin” olarak ta ifade edilen kültür kavramının tanımı şöyledir:

“Tarihsel, toplumsal gelişme süreci içinde yaratılan bütün maddi ve manevi değerler ile bunları yaratmada, sonraki nesillere iletmede kullanılan, insanın doğal ve toplumsal çevresine egemenliğinin ölçüsünü gösteren araçların bütünü”.

Bu  tanımdan da anlaşılacağı gibi kültür kelimesinin kökeninde zaman kavramı yatmaktadır. Bu noktadan hareketle denizcilik kültürüne sahip olabilmenin, uzun yıllar alacak zorlu bir süreç gerektireceği kabul edilmelidir.

Denizcilik kültürünü yaratabilme amacını gerçekleştirmenin temelinde öncelikle denizin ve denizciliğin halka tanıtılması, sevdirilmesi ve ülke çapında yaygınlaştırılması yatmaktadır.

Bir ulusun kültüründe ve alışkanlıklarında değişim yaratmak çok zor olduğundan denizcilik kültürüne yönelik faaliyetlerde hedef kitle olarak halkın tamamını ve idareyi ele almak gerekmektedir.

Denizcilik kültürünün oluşturulmasında öncelikli hedef  genç nüfus ve özellikle 6-12 yaş grubundaki çocuklardır.

Ve işte bu sebeple öncelikle okumak gerekmektedir.

Ve işte bu sebeple sizler için modern tanımı ile DENİZHANE'yi yani Denizcilik Kültürü'nün Bilgi Merkezi'ni kurduk.

Takip edin, izleyin, paylaşın !

Keyifli okumalar ...

DENİZHANE Ekibi

Aytül DURMUŞ- Songül TURAN / Denizhane Gönüllüleri 

Sn.Hilmi ÇELİK / "Bir Ömür Kütüphaneci"

 

"Sayın Hilmi Çelik önderliğinde, Gönüllülerimiz Aytül Durmuş ve Songül Turan desteği ile sizlerin kullanımına sunuyoruz DENİZHANE'yi.
Kendilerine şükranlarımızı sunarız."


"DENİZHANE her geçen gün kendisini ve kaynaklarını yenileyecek olan bir bilim merkezidir."

 

 

 

I. İSTANBUL BOĞAZI

  • Hikayesi
  • Siyasi Öneml
  • Ulaşımdaki Önemi
  • Bilinmesi Gerekenler - Batıklar 
  • Yapılması ve Unutulmaması Gerekenler - Denizi Yaşatma Kılavuzu

 

İstanbul Boğazı'nın Hikayesi 

Bosphorus ya da Bildiğimiz Adıyla İstanbul Boğazı

4. jeolojik zamanda bir fay hattının çökmesi sonucu oluşan ve 7500 yıl önce bugünkü görünümünü alan İstanbul Boğazı'nın, yabancı dillerdeki adı Bosphorus'tur. Bu ad, tarih öncesi mitolojik bir hikayeye dayanmaktadır.

Tanrıların tanrısı Zeus, sevgilisi Io'yu karısı Hera'nın kıskançlığından korumak için, bir inek şekline sokar. Fakat durumu anlayan Hera, Io'nun başına bir sinek musallat eder ve zavallı Io, kaçmak için bu ünlü su yolunu aşar. O zamanlardan sonra İstanbul Boğazı, İnek (bous) Geçidi (pho-ros) yani Bosphorus olarak adlandırılır.

İstanbul Boğazı, tarih boyunca Asya'dan Avrupa'ya, Avrupa'dan Asya'ya geçmek isteyen tüm orduların önüne aşılmaz bir engel olarak çıkmıştır. Zamanın imparatorları İstanbul Boğazı'nı aşabilmek için geçiş çareleri arayıp çözümler üretmeye çalışmışlardı.

İstanbul Boğazı'na ilk köprü, MÖ. 4. yüzyılda Pers İmparatoru Darius zamanında yaptırılmıştır. Darius, İskitlere karşı savaşa giderken, 700 bin kişilik ordusunu, birbirine bağlanan sallar ve sandallarla inşa edilen bir köprüden geçirmiştir.

 

Deniz ticaretinin gelişmesinden sonra, İstanbul'un bir ticaret merkezi olarak gelişmesine büyük katkılarda bulunan Boğaziçi'nin güzelliği, Bizans döneminde fark edilmiş ve o dönemlerde ilk yazlık saraylar inşa edilmiştir. İstanbul Boğazı'nın güvenliği için inşa edilen kalelerden bazılarının kalıntılarını günümüzde hala görebilmekteyiz.

 Marmara Denizi ve İstanbul Boğazı

Marmara Denizi jeolojik dönemlerden Sarmasiyen başlarında oluşmaya başlamıştır. İstanbul Boğazı ise Egeyit Karası'nın çökmesi; sonrasında Akdeniz sularının Ege'yi işgal edip Marmara'ya girmesi ve buradaki çukurları doldurması ile oluşmuştur.

İstanbul Boğazı Karadeniz ile Marmara'yı birbirine bağlayan bir su geçididir.

Toplam 11.350 km2’lik bir alana ve 3378 km3’lük bir hacme sahip bulunan Marmara Denizi, güneyde kısmen sığ olan geniş bir sahanlık bölgesi ile sınırlandırılmıştır.

Kuzeyde derinlikleri doğudan batıya doğru sırasıyla 1152 m (Tekirdağ Baseni), 1265 m (Orta Marmara Baseni) ve 1097 m (İstanbul Baseni) olan bir seri depresyon ile (çöküntü alanı) sınırlanmıştır.  Bu çukurlar 600-700 m derinliğe sahip eşiklerle birbirlerinden ayrılmışlardır.

 
  İstanbul Boğazı, Avrupa ile Asya kıtalarını birbirinden ayıran doğal sınırlardan biri olarak kabul edilir. Türk Boğazlar Sistemi’nin su kütlelerinin mevcut sağlık durumları ile dinamik özelliklerinin bilinmesi, önemlidir. Çünkü deniz ulaşımı, sanayi ve evsel atık su deşarjları vb. gibi artan ihtiyaçlar göz önüne alındığında boğazlar ve oradaki sürdürülebilir deniz yaşamının önemi her geçen gün artmaktadır.

 

İstanbul Boğazı'nın Siyasi Önemi

İnsan medeniyetinin Ortadoğu-Akdeniz-Karadeniz Avrupa linkini birleştiren Türk Boğazları, aynı zamanda uygarlıkları da birleştiren tarihsel bir kültürel köprü misyonunu farklı boyutlarıyla yüzyıllardır muhafaza etmiştir.

Eski SSCB’nin 1990’da dağılmasının ardından, Avrupa ve  Avrasya Hinterlandında yaşanan 'Yeni Avrupa Değişim Hareketi; Karadeniz-Akdeniz linkinde beş farklı değişimi ön plana çıkarmıştır.

Öncelikle, eski Doğu Bloku ülkeleri, liberal ekonomi ve demokrasi yolundaki tercihleri neticesinde, Batı ve dolayısıyla küreselleşen dünya ile entegrasyonu amaç edinmişlerdir.

İkinci olarak, Varşova Paktı’nın dağılması ve NATO’nun yeni genişleme stratejisine bağlı olarak, bir yandan Varşova Paktı’nın Karadeniz’de konuşlandırdığı Sovyet Karadeniz Filosu, Rusya Federasyonu ve Ukrayna Deniz Kuvvetleri arasında pay edilirken; diğer yandan da Bulgaristan-Gürcistan-Romanya-Ukrayna Deniz Kuvvetleri’nin NATO’nun PFP programı dahilinde, NATO’nun İttifakına tam üyeliğe adaylıklarını gündeme getirmiştir.

Üçüncü önemli değişim ise, Hazar Bölgesi petrol ve doğalgaz enerji kaynaklarının, endüstriyel batılı ülkelerin enerji ihtiyaçlarının karşılanabilmesi açısından, Ortadoğu ve kuzey rezervleri haricinde, Hazar enerji kaynaklarının naklinde, Karadeniz-Türk Boğazları ve Akdeniz’in kullanım seçeneklerinin yarattığı yeni jeopolitik ve petro-ekonomik değişim süreci, uluslararası toplumun ilgi odağı konumuna yükselmiştir.

Dördüncü önemli değişim, Çernobil nükleer faciası ile birlikte uluslararası toplumun bir anda ilgi odağı haline gelen Karadeniz ve Marmara havzasındaki Çevre Kirliliği ve Ekolojik Dengenin ulaştığı kritik boyutun yarattığı müşterek endişenin ciddiyeti tüm sahildar ülkelerin bölgesel işbirliğini ön plana çıkarmıştır.

Beşinci önemli değişim ise, yukarıda bahsedilen temel dinamiklerin tabii sonucu olarak boğazlar, deniz trafik hacminin artışında ulaşılan kritik dengedir. 

Küreselleşme sürecine bağlı olarak artan dünya deniz ticareti...devamını merak ediyorsanız lütfen tıklayın !

 

İstanbul Boğazı'nın Ulaşımdaki Önemi

İstanbul Boğazı, Karadeniz’i Akdeniz’e bağlayan tek su yoludur.

İstanbul Boğazı, Malaka Boğazı’ndan  sonra dünyada en işlek ve en tehlikeli trafiğe sahip ikinci su yoludur.

Boğaziçi’nin tarihindeki dönüm noktalarından biri 29 Ekim 1973’te, Türkiye Cumhuriyeti’nin 50. kuruluş yıldönümünde trafiğe açılan Atatürk Köprüsü (Boğaziçi Köprüsü)’dür. Bu tarihte açılan boğaz köprüsü ile ilk kez Asya ve Avrupa birbirine bağlamıştır.

İkinci boğaz köprüsü ise 29 Mayıs 1988 tarihinde, İstanbul’un fethinin 535. yıldönümünde trafiğe açılmıştır. Köprüye, hem açılış tarihi hem de Rumeli Hisarı’na yakın olduğu için Fatih Sultan Mehmet Köprüsü adı verilmiştir. Her iki köprünün yıllık araç kapasitesi 250 bin iken bu köprülerden 500 bin civarında araç geçmektedir. Bu durum yetkilileri üçüncü boğaz köprüsünü yapma konusunda harekete geçirmiştir. Yetkililer açılacak üçüncü boğaz köprüsünün kısa vadede trafiği rahatlatsa da uzun vadede İstanbul trafiğini daha da arttıracağını belirtmektedirler. devamını merak ediyorsanız lütfen tıklayın !

Bilinmesi Gerekenler - Batıklar 

Dünyanın en tehlikeli ve en dar doğal su yolu olan İstanbul Boğazı, gemi batıkları ile dolu. devamını merak ediyorsanız lütfen tıklayın !

Yapılması ve Unutulmaması Gerekenler 

İstanbul Boğazı’nın temel fiziki özgünlüğü,dünyanın en dar kıvrımlı su yollarından biri olmasıdır.İstanbul Boğazı yaklaşık 30 kilometre uzunluğunda olup banklar üzerinde Kız Kulesi, Kuruçeşme, Bebek Feneri ve Dikilikaya adaları bulunmaktadır.Peki unutmamamız ve yapmamız gerekenler neler ?Lütfen tıklayın ve çocuklarınız ile paylaşın !

 

  • Balık Türleri Sözlüğü
  • İstanbul Boğazı'ndaki Balık Türleri
  • İstanbul Boğazı'ndaki Diğer Canlılar- Plankton
  • İstanbul Boğazı Dışında Yaşayan ve Unutmamamız Gereken Canlılar-Prof.Dr.Yakup KASKA


Balık Türleri Sözlüğü

Balık türleri açıklamalarında kullanılan rumuz, terim ve deyimlerin kelime anlamları bu bölümde yer almaktadır.
Okumak için ...

İstanbul Boğazı'ndaki Balık Türleri

İSKİ raporlarına göre 1970'li yılların sonlarında İstanbul Boğazı'nda yaşayan balık türü 60 iken, yaşanan çevresel bozulma nedeniyle bu sayı günümüzde 20'ye kadar düşmüştür. İstanbul Boğazı'nda canlı çeşitliliği bakımından tehlike altında olan ve korunması gereken toplam 33 deniz bitkisi ve hayvanı bulunmaktadır.

İstanbul Boğazı'nda "Az ve Kayıp" statüsündeki türler hakkında detaylı bilgi için...

 

İstanbul Boğazı'ndaki Diğer Canlılar- Plankton

Plankton Eski Yunanca’da “sürüklenen, başıboş gezen anlamına gelmektedir”. Planktonun büyüklüğü bir insan saç teli kalınlığından 50 kat daha küçük olabileceği gibi bazılarının uzantıları (denizanalarında) 37 metreye kadar ulaşır. Devamı için...

İstanbul Boğazı Dışında Yaşayan ve Unutmamamız Gereken Canlılar-Prof.Dr.Yakup KASKA

Dünyada 8 deniz kaplumbağası türü yaşamaktadır. Bu türlerin 5 tanesi Akdeniz'de mevcuttur.  Bunlardan 3 türün Akdenizde bulunduğu bildirilmiştir ( Dermochelys coriacea, Lepidochelys kempi, Eretmochelys imbricata) ancak henüz yuvalamaları tespit edilmemiştir. Diğer iki türün (Caretta caretta ve Chelonia mydas) ise yuvalamak için Akdenizde ve Türkiye'de bulundukları bilinmektedir. Bunlardan C.caretta'nın tehdit altında, C.mydas'ın ise nesli tehlike altında olan türler arasında gösterilmiştir (IUCN, 1988).
Deniz Kaplumbağalarının bazı ilginç özellikleri ile tanışmaya ne dersiniz?Devamını okumak için lütfen tıklayın...

101 Pare Kaplumbağa Sorusunun cevabı için lütfen fotoğrafa tıklayın. 


DENİZLER YAŞASIN DİYE ! 

MAVİ KUŞAK HAREKETİ - İSTANBUL BOĞAZI 

I. İSTANBUL BOĞAZI
 
nümüzde doğayı en fazla tehdit eden tehlikelerin başında çevre kirliliği içinde deniz kirlenmesi gelmektedir. Bilim adamları deniz kirliliğinin geometrik bir hızla arttığını ileri sürmektedirler. Deniz kirliliği büyüklüğü her gün iki kat büyüyen bir çiçeğe benzetilebilir. Böyle bir çiçek göle yerleştirildiğinde, her geçen gün iki katı artarak, daha büyük bir bölümünü kaplayacaktır. Görüldüğü gibi bu korkunç çiçek en geç gölün yarısını kapladığı gün yok edilmezse, çok geç kalınmış olacak ve bir sonraki gün büyüklüğü iki katına çıkacağından gölün tamamını kaplayacaktır (RODOPMAN, 1995).Çeşitli biçimlerde oluşabilen deniz kirliliği, Türkiye’nin geleceği açısından büyük önem taşımaktadır.